"Kaynağımız"

 

Kaynak'tan bağımsız olunan tek bir an var mıdır ki; ibadet denilen şeyi günde 5 vakte veya birtakım dünya mekânlarına sığdırmaya kalkarız?

Yaratıcı ile, sadece birtakım ezberlenmiş satırlar aracılığı ile mi konuşulur zannederiz?

Aldığımız her nefesin salisesindedir Öz'e dair ibadetimiz. Her bir düşünce çekirdeğimiz bile sohbettir, evrenlerin kütüphanesinde asla silinmeden saklı duran.

Dünya ortamını vahşete ve sömürüye bulandıranlar, saf ışık öğretilerini zamanla özünden saptırmamış mıdır acaba? Minareyi çalan kılıfını da uydurmuştur elbet.

Yaratıcı, evrenleri bir kukla gibi yönetmez, bu yüzden kötülük tek bir anda silinip yok edilmiyor. Bu belli bir süreci gerektirir. Sadece "ol" demekle olmaz. İlahi bir nizamiyet vardır.

Tanrısallığımızdan gelen kalp gözü ile, her şeyi sıfır noktasından kavrayabilir ve Tanrı ile aramızda aslında hiçbir kitaba veya öğreticiye ihtiyaç duymayacağımızı görebiliriz. (Her ne arar isen, onu kendinde ara!)

Çünkü o, uzakta bir yerde değildir, insanın ruhundadır, ruhudur, hammaddesidir. Her insan Kaynak'ın küçük birer kopyasıdır. Her bir atom parçacığı, bütün evreni içinde taşır. Her bir insan ruhu, Yaratıcı'ya vekâlet eder. Herkes, kendi bireysel deneyiminin Tanrısıdır.

Yorumlar